sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2011 Pazar

'Fuar Portreleri Çekiyorum' / 'I make more or less a portrait'


'Art Sphere Istanbul' _ Gabriele Heidecker ile Söyleşi



Metropol kent ortamındaki en yaygın sanat mecralarından biri olan fuarlar, bugün küreselleşmenin bir başka boyutunu temsil ediyorlar. Bu mekanlar sanatçının ve sanatın görünürlüğünü pekiştirdiği oranda metropolleri de markalaştırmakta. Yerli ve yabancı sanat severleri, basını kendine doğru çekmekte. Bu sebeple bu alanlar çok katmanlı bir yapıya sahip olurken pek çok kahramana da ev sahipliği yapmaktadır. Bir taraftan büyük koleksiyonerler öte yandan galericiler ve tabii çılgın boyutlardaki sanat talebi.. Üstelik hiç beklemediğiniz bir anda sahnede ülke çapındaki önemli isimler de belirebilir. Hal böyle olunca yükselişte olan fuarların sayısı gittikçe daha da artmakta… Gabriele Heidecker de bu fuar fenomenine yakından ilgi duyan hatta tam de göbeğinde yer alan Berlinli bir sanatçı. Yaklaşık on yıldır bavulunu kapıp Art Basel, Art Basel Miami Beach, Frieze, Fiac gibi pek çok önemli fuarı gezdigi gibi Asya kıtasına yayılmış fuarları da kaçırmıyor.. Şu günlerde Pg Art Gallery’de 'Art Sphere Istanbul' isimli sergisini açan sanatçı Contemporary İstanbul’u da atlamıyor ve fuardan bize geriye kalanları hatırlatıyor…

Gabriele’nin fotoğraflarında fuar alanlarındaki kalabalıktan manzaralarla karşılaşıyoruz. Peki bütün bu kaos içinde insanlar nasıl bir deneyim yaşıyor ya da neyi arıyorlar ? Sanat piyasasının kendisini sanat eserine dönüştüren Gabriele ile konuşma fırsatını yakaladığımda, fuar ortamları ve işleri ile ilgili birkaç soru sordum:


Genel bir soruyla başlayalım. Fuarları nasıl değerlendirdiğinizi merak ediyorum. Sizce fuar alanları kültürel bir temsiliyet mi? Yoksa globalleşmeyle beraber kültürlerarası bir geçişkenlikmi söz konusu?

Fuarlar sanat dünyası için büyük ve önemli bir olgu olsa da biraz da gösteri alanlarını çağrıştırıyor. Onlar sayesinde bütün dünyadaki sanatsal tavırlar aynı platformda bir araya gelebiliyor. Ve yine onlar sayesinde şehirler markalaşabiliyor. Ancak gezdiğim farklı kıtalardaki fuarlarda görüyorum ki her fuarda gün geçtikçe artan bir yabancı kültür etkisi var. Bu bir aradalık yani farklı sanat anlayışlarının birbirleriyle eriyişi, yeni bir nefes alanı açıyor sanat piyasasında.
Ayrıca Asya kıtasındaki bir fuar yöneticisinden öğrendiğim kadarıyla fuarlar yalnızca sanat eseri satmaktan öte bir şeyi temsil ediyor onlar için. Söylediğine göre, bu alanlar insanların sanat eserine nasıl bakacaklarını, onu nasıl değerlendiceklerini öğrendikleri bir yer..

Fotoğraflara baktığım zaman görüyorum ki sizi asıl ilgilendiren fuar olgusu değil de daha çok içinde olup bitenler.. Sanat eseriyle izleyicinin karşılaşması mesela.. Bu buluşmayla ilgili neler diyebilirsiniz?


İzleyicinin farklı pek çok stantta karşılaştığı sayısız sanat eseri var. Her izleyici yapıtın karşısında kendi beden dilini kullanıyor, farklı zihin yolculuklarına çıkıyor. Bütün bu öznel anlara tanık olmak hoş.. Ben ise, aynı zamanda bir izleyici olarak, yapıtların çoğunun yansımalarının diğer işlere aks ettiğini görüyorum. Böylece yeni bir imaj ortaya çıkıyor. Bu tipik bir buluntu nesne benim için.



İşlerinizde iki dünyanın karşılaştırılmasına tanık oluyoruz. Biri sanat eserleri ile bezenmiş kurgusal bir mekan, diğeri de burada olup biten gerçek yaşam. Fotoğraflarınızda sanat eseri ile kurduğunuz kurgusal ilişki nedir?

Benim işlerimde asla başka bir sanatçının eserinin bütününü göremezsiniz. Ya da fotoğraflarım asla merkeze yalnızca bir yapıtı almaz. İşlerin belli bir bölümünü görürsünüz ve bu detaylar etraftaki diğer elemanlarla ilşkilendirilmiş olurlar.Yani meslektaşlarımın sanat eserleri benim işimde birer fuar aktörleri olarak belirirler. Hareket halindeki insanlar gibi.. Fuar alanındaki tüm unsurlar, fotoğraflarımda kendi aralarında yeni anlamlar oluşturan birer sembole dönüşmekte. Örneğin bazen, diğer yapıtlarla kurduğum kurgusal ilişki çok açık görülebilirken bazen de bir o kadar saklı kalabiliyor. Eve gidip üstünde düşündüğüm zamanlarda yani fotoğrafa tekrar tekrar baktığımda birden bire anlamlar su yüzüne çıkmaya başlıyor. İşte bu yüzden bu üretim süreci bilinçsiz bir farkındalık halinin sonucu.



İsterseniz fotograflarımdan biri üzerine odaklanalım ve size bana asıl çekici gelenin ne olduğunu anlatayım: Kader Attia’nın ‘Childhood’ isimli işinin görüldüğü fotoğrafa bakalım. Burada çocukların oynamayı sevdiği bir kaydırağın ufak bir bölümünü görüyoruz. Fotoğrafın en ön planında iki erkek gölgesi ve onların ortasında beliren pembe kaydırağın arkasında da kırık camların üzerinde duran bir kadın imgesi ile karşı karşıyayız. Burada benim için önemli olan şey sanatçının işinin ne anlama geldiği değil de onun etrafında olup bitenlerdi. Sanatçı çocukluk dönemine ait nostaljik, mutlu bir atmosfer oluşturmuştu ben ise, bu durumdan gizli ve belki de suça dayalı yeni bir görüntü yakalamıştım: Yüzlerini görmediğimiz bu iki erkek gölgesi sanat yapıtının arkasındaki kadını mı gözetliyordu?

Peki ya siz fuar alanlarında kendinizi insanları gözetliyormuşsunuz gibi hissediyor musunuz?

Hayır, bence etrafımdakileri gözetlemiyorum. Ben sadece fark ediyorum ve ‘ Aman Tanrım! Bunu çekmeliyim’ diyorum. Zaten en başta buluntu nesne demem bu yüzdendi. Bulduğum anı kaydediyorum. Zaten belli bir süreden sonra, fark ettim ki her fuarın tadıyla, kokusuyla kendine has bir karakteri var. Ben de bu farklı nosyonları yakalayabilmek adına fuar portreleri çekiyorum.

Tıpkı fuar alanlarındaki izleyiciler gibi biz de sizin fotoğraflarınıza baktığımızda izleyiciyiz. Bir anlamda objektifinizden çıkmış diğer izleyicileri dikizliyoruz. Sizce fotoğraflarınıza bakarken kendimizi onlarla ne ölçüde özdeşleştiriyoruz ?


Ben aslında izleyicinin kendini diğer izleyicilerle özdeşleştirdiğini düşünmedim. Ama sanat eserine böyle bir bakış sürecinde bence insanlar sanat eserinin ne ifade edebileceğinin daha bir farkına varıyorlar. Dekoratif bir nesne ya da zenginlik göstergesi olarak değil de, iyi bir işin içinde gizlediği anlamı bulmaya yönelik bir bakıştan söz ediyorum.

Tüm bu fotoğraflarınız aynı zamanda bir fuarlar yakın tarihini de oluşturuyor gibi... Sanat pratiğiniz için kayıt tutma, envanter oluşturma ve belgeleme ne ifade eder ?

Evet, fuar alanlarında çekmiş olduğum kareler bir çeşit belge niteliğinde. Hatta belgelemek benim pratiğimdeki en önemli unsurdur desem yanlış olmaz. Ancak şunu da belirtmeliyim ki bu süreç gerçekten çok öznel bir bakış aracılığıyla ortaya çıkıyor. Bir yandan durumları yorumlarken bir yandan da onların ne anlama gelebileceklerini sorguluyorum. Yani etrafta olup bitenler, yalnızca bir olaylar zinciri değil de sanki bir sahne oyunundan çeşitli manzaraları temsil ediyor. Yaşadığın döneme ve ait olduğun kültüre dair ipuçları veriyor. En güzeli de belirli bir kültüre ait insanların sanatla buluştuğunda nasıl tepkiler verdiğine tanık olmak. Bu yüzden ben sadece aracı olmaya çalışıyorum ve bir şeyler yakalıyorum.



Fotograflarınız sanki bir ‘puzzle’ın parçalanmış hallerini hatırlatıyor. Sanki her detay bütündeki bir kareyi temsil ediyormuş gibi. Ayakkabılar, çantalar, fuardaki mimari, yorulmuş insan tipleri ve tabi ki sanat eserleri... Sanat eseri yanında geçen manzaralar ve yakaladıgınız detaylar Roland Barthes’ın tanımladığı 'punctum' hissini yaratıyor. İzleyicinin fotograflarınızdaki detaylara takılmasının sebebi bu olabilir mi?

Söylediğine katılıyorum ama şunu da belirtmeliyim ki bazen izleyiciyi o küçük detaylara yönelten benim. Örneğin, Paris’te Grand Palais’de Fiac fuarındaydım. Birden bire bir bayanın ayakkabısındaki taban dikkatimi çok çekti. Evet, bunlar Louboutin marka ayakkabılardı ve çok şık duruyorlardı. Ama beni asıl etkileyen şey tabii ki bundan fazlasıydı! Yıpranmış tabanında bir şekil oluşmuştu ve bu şekil bana antik zamanlardaki kadın sembollerini anımsattı. İşte bunu fark ettiğim an benim için bir ‘punctum’ anıydı. Fakat daha sonra, daha farklı okumalar da gerçekleştirdim: Fotoğraftaki ambianstan ötürü sanırım kadın da erkek de çok anlamlı duruşlar sergiliyorlardı. Ayrıca kadının yanındaki çanta da açıktı. Açık bir çantanın anlamı nedir biliyor musunuz? Bunuel’in filmlerini anımsarsak açık çantanın ne kadar davetkar, baştan çıkartıcı bir anlamı olduğunu hatırlayabiliriz…

Today, in metropolitan cities, fairs—a symbol of globalization—play a prominent role in the art industry. Fairs not only emphasize the visibility of an artwork and an artist but also transform the city into a brand. Fairs attract national and international press and art enthusiasts. This is precisely why art fairs are evaluated to have complex structures where one can run into different actors of the art market. On this stage, one can witness the actors—art collectors, gallerists and of course the increasing art demand. Therefore, these upscale fairs are proliferating. Gabriele Heidecker, an artist from Berlin, is also very interested in the phenomenon of the art fair. After more than ten years of visiting the leading fairs such as Art Basel, Miami Beach, Frieze and Fiac , she also doesn’t miss the fairs which have now started to form in Asia.

It is in this context that Pg Art Gallery is proud to present the exhibition Gabriele Heidecker's ‘Art Sphere Istanbul’ where she is also showing photographs from Contemporary Istanbul 2009–2010. She reminds us of what is left behind the show…

In Heidecker's photographs, we encounter scenes of a crowd from art fairs. Well, we can come up with this question then: What kind of experience the visitors are having or what exactly are they looking for?

When I had a chance to talk to Gabriele, who transforms the art industry into an artwork, I asked a few questions about her works and the notion of art fairs.

I would like to ask you, how do you evaluate the art fair phenomenon outside of your works ? Do you think art fairs are a form of a cultural representation or with the effects of globalisation, is it a case of inter cultural transference?

Art fairs, which seem to make art equal everywhere, are definitely a phenomenon in the art world. More or less, this phenomenon is the big show of the art world, b the more I travel, I see how much influence of foreign cultures is visible. For example, there are some tactics, which give new blood to old structure, sthat means it has a refreshing aspect. We could say art fairs are like the vacations of the global villages. That means it is a symbol of a brand? for the city, but on the other hand, I can tell that for example in Asia, people visit art fairs differently. I learned from one of the director of art fairs that what they are doing is more than the art fair but educating people to look at art.

So most probably, this interchange of what art is to be seen in different cultures and countries will create new forms of art and new behaviors.

When I look at your photographs, I notice that it is not the phenomenon of the art fair that really interests you but what happens inside.. For example, art's meeting with its viewer.. What can you tell us about this encounter?

From different booths, there are many art pieces that the viewer encounters and every viewer has a different kind of body language, and experiences in front of the artwork. Me on the other hand, I am witnessing all these intimate experiences. Also as a viewer, I realize how artworks are making reflections to other art pieces: they are reflecting themselves covering the other image, which means, something more is coming out. And for me, this method is somehow like the classical method of ‘objet trouvé’.

In your works, we are witnessing the confrontation of two different worlds: The first one is the fictional one where we track the art works made by other artists and the other one where we find the real life. What is the fictional relationship between your work of art and the work of art that appears in your photographs?

I can guarantee that you will never see the whole artwork of an artist in my photographs. It will never be depicted in total. You will track down only some part of pictures with parts of other people. That means, the art of my colleagues become part of a world of the actors in my work. It is as if you are looking at a stage. You discover your own image through the whole. These actors become symbols, which create a dialogue within and with each other. Sometimes we can notice immediately what the relationship is but sometimes it covers the meaning behind. When I am at home and I look at the pictures I start to create relations. So it becomes unconscious realization. Sometimes, a meaning is behind what I see.

Let me show you one image from my book, to tell you what was attracting me: For example, you see the work named ‘childhood’ by Kader Attia.

This is a pink slide, a simple toy for children. In the middle of two shadows of man, I saw this woman on the broken glass, so for me, it was much tougher than the only element of what the artist created. The artist created the memory of childhood and image of a happy kid, but here, behind the childhood stands a woman; shadows of these two men create a hidden, probably criminal-like atmosphere. What does that mean? Two men staring at the piece of art and behind that piece of art, stands a woman.

Do you think you are a voyeur at the art fairs?

I am not peeping at them, I just see something and say: ‘ Oh my god!’. This is the way normally I am doing my discoveries and I am shooting my photographs. You cannot go to look for it. After a while, I feel the atmosphere of these art fairs. And each of them has a special taste, gout and also a perfume. Every fair has a character, therefore I make more or less a portrait.

Looking at your work makes us feel like we are also viewers at the fair area. In a sense, we are peeping at the other viewers who appeared through your objective. How much do you think that the spectator of your work identify himself with the viewers of fair?

I don’t think about that, but, I hope, that kind of viewing makes people more aware of what art can be. Not only a decorative thing, not only showing off the power of money. If it is a really good work, there must be some new meaning behind it. It can mean a lot more for the individual.

It gives the impression that your photographs form a near art fair history... What is the meaning of inventory, documentation and records for your art practice?

This kind of portraying the art fairs is probably documentation. Recording is my work. But this is very subjective kind of documentation. We both now that the pure ‘objective you’ never exist. I make an interpretation and at the same time I am trying to find out what this event can mean. Not only as a simple event but also as a stage play, which tells you a lot: about your time which you are living in, about your culture and the habits towards art. This is why these works definitely depict the relationship of people towards pieces of art. I try to be a medium. Towards me or through me I capture something.

Your work reminds us of fragments of a puzzle. Every detail represents the whole: shoes, bags, architectural structures, tired people, workers of the fair and of course the artworks... All those details that you captured give an impression of ‘Punctum’ that Roland Barthes defines. Can this be reason why people appreciate those details?

Yes but sometimes I am leading those eyes to some little things, details, because so many aspects are open. For example, it was in Paris at Grand Palais that a sign on the sole of a woman’s shoe attracted me. Okay, we know that these shoes are from Louboutin and they are extraordinarily chic, but for me it was something else. This image at the sole of the shoe reminded me of an archaic symbol of a woman, so this was the moment! I took the photograph. For me this was the ‘punctum’. But later, I saw other aspects. It is a dialogue of a quite expressive woman and a quite expressive man and an open handbag. Do you know what an open bag means? If we remember Bunuel’s films, it would be correct to interpret an open handbag as an attracting, inviting object.




26 Haziran 2010 Cumartesi

AH OH!


yazının aslı:  http://galerinon.com/tr/ah-oh

AH OH isimli sergi projesi antlaşmalar hukuku olarak özetlenebilecek, antlaşmaların korunması ilkesine dayanan bir kavram olan Ahde Vefa’dan (Latince Pacta Sunt Servanda*) yola çıkarak kavramsal bir tartışma zemini öneriyor. Bu tartışma zemini Ahde Vefa’nın esinlendirdikleri ile vaat, sadakat, güven, aile, mahremiyet, cinsellik ve ahlak gibi sosyal yapıların dönüşümünü sorgulamayı amaçlamakta. AH OH aşkın politikası, arzunun ritüelleri, ahlakın çıkmazları ve kaçınılmaz olarak varoluşumuzun psikanalitik dinamikleriyle uğraşan işleri biraraya getiriyor. Verilen sözleri tutmanın imkansızlığını, söz vermenin ihtiyaç halini de dile katarak çalışan sergi, izleyiciyi kişisel-politik bir yüzleşmeye davet ediyor ve soruyor: “Ne zaman söz veririz, verdiğimiz sözleri ne zaman bozarız -kendimizi yeniden yapılandırmak için?”

AH OH sergisi izleyicisini, Belçika’nın son dönem yıldızı epey parlayan sanatçılarından Rinus Van de Velde‘nin kömür kalemiye gerçekleştirdiği deseniyle karşılıyor. Sanatçı içeriği ikinci el bir imajdan ödünç alarak, sınıf çatışması gerilimi yaratacak bir durum analizini soyutluyor. Evcil hayvanlarla kurduğumuz ilişkilerin, bu ilişkilerden ortaya çıkan sosyal durumların yeniden ürettiği eski bir soruyla… Kim efendi, kim köle?

Bir sonraki adımda ise, kamu vicdanının dönüşümüne inanan ve anonimleşme stratejisiyle çalışan kolektifiç-mihrak‘ın cinsel ayrımcılık politikalarına cevap veren kurgusal posterleri geliyor. Yönetilenler ve yönetenler arasındaki gerilimi -arzunun ritüellerini işaretleyerek- fişekleyen posterler, hem şehre yayılıyor hem de sergi mekanında duvarlaşıyor. Karahaber Video-Eylem Atölyesi’nden Oktay İnce‘nin ‘Devrim beni aramadı’ isimli belgesel filmiyse, homofobi üzerine lgbt bireyler, tanıklar ve örgütlerle yapılmış röportajlardan oluşuyor. Filmin ivmesi, Devrim’in devrime inancı.

Kıbrıslı sanatçı Hasan Aksaygın‘ın sergi mekanında üretilen duvar resmi, yerleşime kapanan ve hayalet şehre dönüşen Kapalı Maraş’ın (Varosha) hikayesini sanatçının ailesinin portresi olarak ve Bizans referanslarını dönüştürerek kavramsallaştırıyor. Kendisini anne ve babasının arasında kalmış bir figür olarak kurguladığı resim, aile bağlarının deşifrasyonu gibi, neşeli ve hüzünlü. Sergi, üzerine kurulduğu kavramsal zeminin yerel referansını edebiyatımızın efsane ismi Sevim Burak‘ın “Ford Mach I” adlı romanından alıyor; kızı Elfe Uluç çocukken annesinin (kitabın yazım sürecinin bir parçası olarak) ona yaptırdığı desenleri yeniden yorumluyor ve aralarındaki edebi ilişkinin söz verme ve tutma üzerinden bağlayıcılığını sorguluyor. Singapur / Berlin arasın çalışan Ming Wong, ‘Angst Essen / Korku Kemirmesi’ isimli videosunda Fassbinder’in Korku Ruhu Kemirir filmindeki karakterlere bürünerek, hikayeyi Berlin / Kreuzberg bağlamında yeniden üretiyor. İki kişi arasındaki duygu çatışmalarını ve ahlaki krizleri, sınıfsal ya da kültürel farkların tarihselliğine duyarlı bir dille güncelliyor.

Berlin’den Aykan Safoğlu toplumsal bir vaat olarak ele aldığı sünnet kültürünü ve etrafındaki bir söylenceyi, çok boyutlu bir yerleştirmeye dönüştürüyor. Sünnet pilavına dair çok bilinen, ama fazla da açık edilmeyen bir hikayeyi kültürel hafızaya duyarlı ironik bir dille yüzeye çıkarıyor. Amerikalı sanatçı Patty Chang‘ın çift kanallı video yerleştirmesi, anne ve babasıyla gerçekleştirdiği bir performansın dökümantasyonu. Chang, izleyiciyi anne ve babasıyla arasındaki ilişkinin mahremiyetinde bırakarak, ebeveyn-çocuk ilişkisinin en dramatik ve en tiyatral gösterisini gerçekleştiriyor.

25 Haziran 2010 Cuma

'under construction'/'yapım aşamasında'

Reysi Kamhi 
‘under construction’ 

29 Haziran – 14 Temmuz 2010

 ‘under construction / yapım aşamasında’, Reysi Kamhi’nin sanal alemden yola çıkarak hazırladığı ve hazırlayacağı imajlardan hareketle oluşturduğu bir proje. 
Sergi boyunca galeri yapım aşamasındaki bir mekan, her gün değişen ve yaşayan bir alan olacak.  Sanatçı 29 Haziran’dan itibaren Salıdan Cumaya haftanın dört günü galeriyi atölyeye dönüştürecek ve burada gerçekleştirdiği çalışmalarıyla sergiyi oluşturacak. 

13 Temmuz’daki kapanış davetinde serginin tamamlanmış hali izleyicilerle buluşacak. Serginin oluşum süreci ise twitter’dawww.twitter.com/pg_reysikamhi adresinden takip edilebilecek.

Pg Art Gallery
Cevdetpaşa Cd. 
No: 15/3
Bebek / İstanbul
T: 0212 263 33 90
www.pgartgallery.com

29 Nisan 2010 Perşembe

Botero Pera'da

21. yüzyılın en çok merak uyandıran sanatçılarından biri olan Fernando Botero, 64 yapıttan oluşan geniş kapsamlı bir sergiyle, Türk sanatseverlerle ilk kez Pera Müzesi'nde buluşuyor. Günümüz estetik anlayışına yeni bir yorum getiren Botero'nun bu sergisi sirk, boğa güreşi, Latin Amerika halkı, Latin Amerika yaşamı, ölüdoğa ve sanat tarihinin geçmiş ustalarından uyarlamaları kapsayan altı bölümden oluşuyor. Kolombiya doğumlu sanatçının kendi kültürüne ait yoğun yansımalar taşıyan yapıtları yüzyılımızın güzellik kavramını sorgularken özgün üslubu ve özyaşamöyküsel göndermeleriyle de dikkat çekiyor.

botero-220x264.jpg


04 Mayıs - 18 Temmuz 2010

Fernando Botero04 Mayıs - 18 Temmuz 201Fernando Botero21. yüzyılın en çok merak uyandıran sanatçılarından biri olan Fernando Botero, 64 yapıttan oluşan geniş kapsamlı bir sergiyle, Türk sanatseverlerle ilk kez Pera Müzesi'nde buluşuyor. Günümüz estetik anlayışına yeni bir yorum getiren Botero'nun bu sergisi sirk, boğa güreşi, Latin Amerika halkı, Latin Amerika yaşamı, ölüdoğa ve sanat tarihinin geçmiş ustalarından uyarlamaları kapsayan altı bölümden oluşuyor. Kolombiya doğumlu sanatçının kendi kültürüne ait yoğun yansımalar taşıyan yapıtları yüzyılımızın güzellik kavramını sorgularken özgün üslubu ve özyaşamöyküsel göndermeleriyle de dikkat çekiyor.

25 Şubat 2010 Perşembe

Türbülans




Galeri Nev' deki Türbülans sergisi çok keyifli ve  ironik.. Mutlaka görün! Sergi 13 marta kadar devam ediyor.

"(...) Türbülans sergisinde yer alan yedi sanatçının(Hale Tenger, Nermin Er, Serkan Özkaya, Erdag Aksel, İnci Eviner, Elvan Alpay, Erol Akyavaş, Mike Berg) yapıtları bir yandan, iki arada bir derede, sıkışmış, soluk almakta zorlanan yaşamımızın pamuk ipligine baglı hallerini dile getirmekte öte yandan da  yaşamın bizimle degil, bizim yaşamla baş edebilmemiz ve yaşamın dizginlerini iki elimizle tutabilmemiz için gerekli enstrümanları edinebilme yolunda bizi cesaretlendirmektedir.(...)"
Galeri nevin kendi sitesinden press  release 'in tamamına ulaşabilirsiniz.

10 Aralık 2009 Perşembe

Mesafe Yok



Pg Art Gallery’nin Tokyo’da yer alan Niche Gallery ile ortaklaşa oluşturacakları projenin ilk ayağı 15 Aralık 2009 – 9 Ocak 2010 tarihleri arasında Pg Art Gallery’de gerçekleştirilecek.  Sergide uzaklıkların ve sınırların yarattığı kültürel farklılıkların yanı sıra, yaşamın içindeki benzer durumlar vurgulanıyor. 

Hiroko Kawase’nin küratörlüğünü yaptığı sergide, Niche Gallery tarafından temsil edilen altı sanatçı yer alacak. Japon sanatçılar Tomiya Nishimura, Nobue Mimura, Shigeru Idei, Tomoro Kawai, Ulala Imai ile Bulgar sanatçı Svetozar Benchev, kendi kültürel öğelerini işlerinde kullanırken, aynı zamanda ulusal sınırları aşıp insanlığın ortak değerleri üzerinde yoğunlaşıyorlar. 

27 Kasım 2009 Cuma

bedenin Icini disini sergileyen saman Herman Nitsch



Herman Nitsch'in Dirimart'taki sergisini gezdigim zaman tam da performans sanatiyla ilgili yazilar okudugum donemdi. Bu sergiyi gezip de biraz uzerinde kafa yorabilmek icin bile sanirim 60 sonrasi sanat olusumlari hakkinda bir fikir sahibi olmak gerekiyor. Sanatci kadar izleyenin de bircok gorevi var . Yani izleyici olmak kadar  iyi bir okuyucu da olunmasi gerekiyor yeterince isin icine dahil olabilmek ve cesitli okumalar yapabilmek icin. Bu anlamda Nitsch'in sergisi gercekten de izleyiciyi zor duruma sokan hatta sinirlenip ' bu sanat mi?' sorusunu sordurucak bir sergi.
Kisaca performans sanatindan bahsederek baslayalim. Performans sanati, 1950'lerden baslayarak Allan Kaprow ve Jim Dine gibi Amerikali sanatcilarin onculugunde gundeme gelen bir tur olarak dikkat cekse de gecmisi 20.yy in ilk yarisinda gelisen bazi akimlara( futuruzm, dadaizm, gercekustuculuk)kadar goturulebilir. Performans sanati ozellikle kavramsal sanata yonelen sanatcilarin kendilerini her seyden once bedenleriyle ifade edebilmelerinin en dogrudan ifadesi olmustur. Artik, iki boyutlu yuzeyler uzerinde temsil edilen beden basli  basina sergilenen bir sanatsal malzemeye donusur ve ozellikle toplumsal, sosyal problemlerin disavurumunda olusturulan bir mecra haline gelir.  Beden sanati, Happening, Aksiyon gibi isimlerle gundeme gelen performans sanati Situasyonizm, Fluxus, Feminist Sanati ve Arazi Sanati gibi farkli akimlar dahilinde kullanilmistir. 
Performans Sanatinin en uc orneklerinden birini 1960'larda bedene yonelik sadomazosistik tavirlariyla Viyana Eylemcileri grubu olusturur. Genellikle ciplak gerceklestirilen performanslar son derece mustehcen ve rahatsiz edici boyutlara ulasir. Kan ve diski gibi malzemeler kullanan bu sanatcilarin performansi genellikle polis mudahalesiyle son bulur.
Viyana Aktivistlerinden Herman Nitsch kamusal alanlarda gerceklestirdigi bu ritualistik performanslarinda , toplumsal tabularin uzerine gider ve gunluk hayatta karsilassak asla kabul edemeyecegimiz sahnelerle bizi karsi karsiya getirir, genel kabul sinirimizi asar.  Yine bu performanslarla izleyicinin bastirdigi siddet ve sehvet diygularindan arindiklarini savunur.
Dirimartta gezdigim sergi Nitsch'in bir performansinin kaydi, bedenin ici ve disindan olusan fotograflari ve birkac resiminden olusuyordu. Sergiyi gezerken sanatin icinden olan biri olarak kendimi konumlandirmaya calisip surekli nasil bir  okuma yapmaliyim diye dusundum. Bilgimi tazelemeye calistim, birkac sanatci arkadasimla konustum. Kuskusuz bu performanslarin gerceklestirildigi donem ve sartlar gunumuzden cok farkli ve ben bu performanslarin video veya fotograflarini bir galeride gordugum zaman o kadar da samanistik bir rituelin icinde oldugumu hissedemiyorum. Dolayisiyla izledigim vahset yani oldurulen hayvan bedenleri ve bunlarin ic organlarinin carmiha gerilmis insan bedenlerine yerlestirilmesi beni fazlasiyla zorluyor. Aslinda bu tam da Nictsch'in yapmak istedigi sey belki. Yine de gunlerdir etkisinden kurtulamadigim bu sergi hakkinda dusunup duruyorum. Nefretle ciktigim sergi bilgiyle biraz daha anlasilsa da sanirim kafam hala karisik...

                           
Herman Nitsch tracks arte
par TRACKS_unofficial